Yarın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı... Dünyada çocuklarına bayram hediye eden tek ülke olmanın gururuyla kutlama alanlarını dolduracağız. Ancak aynı saatlerde, binlerce çocuk o stadyumlarda değil; Nisan ayı itibarıyla sezonu açılan mevsimlik tarım göçünün bir parçası olarak tarlalarda olacak. Bugün "Çocuklara kıymayın efendiler" diyorsak, önce önümüzdeki bu ağır tabloyla yüzleşmemiz gerekiyor.
Rakamların söylediği acı gerçek
Türkiye’de çocuk işçiliği dendiğinde akla gelen sektörlerin
başında tarım gelir. TÜİK’in verileri ve saha araştırmaları, çalışan çocukların
yaklaşık %45’inin tarım sektöründe yoğunlaştığını gösteriyor. Bu veri
bize şunu söylüyor: Sokakta mendil satan veya sanayide çıraklık yapan çocuktan
çok daha fazlası, şu an Anadolu’nun dört bir yanındaki tarlalarda kayıt dışı
çalıştırılıyor.
Daha da acısı; tarımda çalışan çocukların büyük bir
çoğunluğu 15 yaşın altında. Yani tam da oyun oynaması ve eğitim alması
gereken yaşta, ağır bir fiziksel yükün altına giriyorlar. Bu çocuklar için
bayram, neşe içinde kutlanacak bir gün değil, tarladaki mesainin bir
parçasıdır.
Bir sömürü çarkı: dayıbaşı ve kayıt
dışılık
Tarım işçiliğindeki sorunların merkezinde
"Dayıbaşı" sistemi yer alıyor. Hukuken tanınmayan ama fiilen tarımın
"işveren vekili" haline gelen bu kişiler, aileleri bir bütün olarak
işe alıyor. Aileler düşük ücretler ve geçim derdi nedeniyle çocuklarını da
yanlarında tarlaya götürmek zorunda kalıyor.
Bu zincirleme reaksiyon, devasa bir kayıt dışılığı da
beraberinde getiriyor. Sigortasız, sendikasız ve hiçbir denetimin olmadığı bu
düzende; çocuk işçiliği sadece bir "ekonomi" değil, aynı zamanda bir
"iş güvenliği faciası" haline dönüşüyor. Çocuklar, henüz gelişim
aşamasındayken zirai ilaçlara, aşırı sıcağa ve ağır iş koşullarına maruz
bırakılıyor.
"Tekerlekli tabutlar" ve ulaşım
dramı
Mevsimlik işçilerin sorunları tarlaya varmadan, yolda
başlıyor. Her Nisan-Mayıs döneminde gazetelerin üçüncü sayfalarında gördüğümüz
o "minibüs devrildi" haberleri aslında birer iş cinayetidir.
Koltukları sökülmüş, 30-40 kişinin istiflendiği araçlarda en çok çocuklar zarar
görüyor. Traktör römorklarında yapılan bu ilkel ulaşım yöntemi, denetimsizliğin
en somut ve kanlı kanıtıdır. Karayollarında denetimlerin bu araçlara
ulaşmaması, yaralanmaları ve ölümleri beraberinde getiriyor.
Ne yapılmalı
Her yıl yaşanan bu önemli sorunun aşılması için somut
adımların atılması şarttır:
- Denetim tarlaya
inmelidir: İş müfettişleri sadece organize sanayi
bölgelerini değil, mevsimlik tarım alanlarını ve "dayıbaşı"
listelerini denetlemelidir.
- Eğitimden
kopuş engellenmelidir: Mevsimlik göç eden ailelerin çocukları için
nisan ayında başlayan okul terki sorunu ciddiye alınmalıdır. Çocukların
eğitimden kopmasını engelleyecek gerçekçi bir takip ve destek sistemi
hayata geçirilmelidir.
- Barınma
ve hijyen: Valilikler ve belediyeler, çadır
yerleşkelerini çağdaş standartlara kavuşturmalı; temiz su, hijyen ve
elektriğe erişimi bir hak olarak sunmalıdır.
Çözüm; sahada
atılacak somut adımlardadır.
Mevsimlik
tarım işçiliği bir kader değil, bir sistem sorunudur. Bu sarmaldan kurtulmak
için; "dayıbaşı" denilen aracılık sisteminin derhal tasfiye edilmesi,
denetimlerin tarlaya ve çadır alanlarına kadar ulaştırılması ve her çocuğun
okulda kalmasını sağlayacak gerçekçi bir sosyal destek mekanizmasının kurulması
şarttır. Unutmayalım ki; çocuklarını tarlalarda, kamyon kasalarında ve
güvencesiz yarınlarda harcayan bir toplumun geleceği, hiç çiçek açmayacak kurak
bir topraktan ibarettir. Yarın bayramı kutlarken, tarladaki o nasırlı ellerin
ve solgun yüzlerin vebalini omuzlarımızda hissederek bu muhasebeyi yapalım.
(Kaynak: Birgün Gazetesi 23 Nisan 2026)