Ara zam neden konuşulmuyor?

Yüksek enflasyon karşısında ücretler yılın ilk aylarından itibaren erirken ara zam uygulaması da gündemden çıktı. Ancak asgari ücrete zam tüm emekçileri ilgilendiriyor. Çalışanlar devamlı düşen ücretlerle mücadele ederken tartışma oranlardan çok ücretlerin satın alma gücünün nasıl korunacağına odaklanıyor.

Türkiye’de milyonlarca çalışan için artık temel sorun yalnızca ne kadar ücret aldığı değil, aldığı ücretin ne kadar süreyle geçerli kaldığıdır. Çünkü bugün çalışanların yaşadığı en büyük sorunlardan biri şudur: Yılın başında belirlenen ücret, daha çalışan bu gelirle geleceğini planlamaya başlamadan hayat pahalılığı karşısında değer kaybetmeye başlıyor. Bir başka ifadeyle çalışan, sadece düşük ücretle değil; sürekli değer kaybeden ücretle de mücadele ediyor.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) Temmuz ayı Ücret Kayıpları İzleme Raporu, bu gerçeği çarpıcı rakamlarla ortaya koyuyor. Rapora göre ortalama ücret alan işçiler, temmuz ayındaki 31 günlük çalışmalarının en az 13 gününü vergi, prim kesintileri ve enflasyon kaynaklı kayıpları telafi etmek için harcamak zorunda kaldı. Yılın ilk yedi ayında işçi ücretlerinde enflasyon ve kesintiler nedeniyle oluşan toplam kayıp 1 trilyon 486 milyar liraya ulaştı.

Bu rakam sadece ekonomik bir veri değildir. Bu rakam, milyonlarca çalışanın emeğinin karşılığını alırken yaşadığı sürekli aşınmanın göstergesidir.

TÜRKİYE BUNU DAHA ÖNCE DE YAŞADI

Bugün tartışılan konu aslında yeni değil. Türkiye yüksek enflasyon dönemlerinde çalışanların ücretlerini koruma sorunuyla daha önce de karşılaştı. Çünkü enflasyonun hızlı yükseldiği dönemlerde yılbaşında belirlenen ücretin yıl boyunca aynı satın alma gücünü koruyamadığı görüldü. Bu nedenle yakın geçmişte yıl içinde ücretlerin yeniden düzenlendiği örnekler yaşandı.

Örneğin 2022 yılında yüksek hayat pahalılığı nedeniyle asgari ücret temmuz ayında yeniden artırıldı. Benzer şekilde 2023 yılında da yıl ortasında asgari ücret için ikinci bir düzenleme yapıldı. Bu uygulamaların arkasındaki temel yaklaşım şuydu:

Eğer fiyatlar olağanüstü hızla yükseliyorsa, çalışan gelirinin de buna göre yeniden değerlendirilmesi gerekir. Çünkü ücret sadece bir rakam değildir. Ücret, çalışan insanın barınma, beslenme, eğitim, sağlık ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesinin aracıdır

Ücret kaybının temelinde enflasyon gerçeği bulunuyor. Ancak enflasyonun nasıl ölçüldüğü konusunda farklı hesaplamalar ortaya çıkıyor.

Temmuz verilerine baktığımızda tablo dikkat çekici. TÜİK’in verilerine göre Temmuz 2026 tüketici enflasyonu aylık yüzde 1,78, yıllık yüzde 31,75 olarak açıklandı. ENAG ise aynı dönem için enflasyonu aylık yüzde 3,07, yıllık yüzde 50,49 olarak hesapladı. İstanbul Ticaret Odası’nın İstanbul Ücretliler Geçinme Endeksi verilerinde ise temmuz ayında yıllık artış yüzde 35,20, aylık artış yüzde 2,06 olarak gerçekleşti.

Rakamlar arasındaki farklar tartışılmaya devam etse de çalışanlar açısından değişmeyen gerçek şudur: Gelirler, temel ihtiyaç fiyatlarındaki artış karşısında korunmakta zorlanıyor. Çünkü çalışan açısından önemli olan yalnızca açıklanan enflasyon oranı değil; markette, kirada, ulaşımda ve günlük yaşamın diğer alanlarında karşılaştığı gerçek maliyetlerdir.

BUGÜN DEĞİŞEN YAKLAŞIM NE

Son yıllarda ise bu anlayıştan uzaklaşıldı. Yüksek enflasyon devam ederken asgari ücretin yıl içinde yeniden değerlendirilmesi yerine, yılbaşında belirlenen ücretle devam edilmesi tercih edildi. Ancak hayatın gerçekleri yılbaşındaki hesaplara uymadı.

Kiralar arttı, gıda fiyatları yükseldi, ulaşım ve enerji maliyetleri büyüdü. Çalışanın geliri ise aynı hızda değişmedi. Bunun sonucu olarak milyonlarca insan yılın ilk ayında yeterli görünen ücretin birkaç ay sonra neden yetmediğini sorgulamaya başladı. Sorun tam da burada ortaya çıkıyor: Ücret belirleniyor ama ücret korunmuyor.

ASGARİ ÜCRET SADECE ASGARİ ÜCRET DEĞİL

Türkiye’de asgari ücret uzun yıllar boyunca en düşük ücret olarak tanımlandı. Ancak bugün geldiğimiz noktada asgari ücret, milyonlarca çalışanın doğrudan aldığı ya da ücret pazarlığında referans kabul edilen temel bir rakam haline geldi.

Bu nedenle asgari ücret tartışması sadece asgari ücret alanları ilgilendirmiyor. Özel sektörde çok sayıda çalışan, ücret artışlarını asgari ücret artışlarına göre belirlenen bir sistem içinde yaşıyor. Bu nedenle asgari ücrette yaşanan her değişim, çalışma hayatının genelini etkiliyor.

VERGİ VE ENFLASYON ETKİSİ AYRILMALI

Ücret kayıplarını değerlendirirken önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Asgari ücret gelir vergisi ve damga vergisinden istisna tutuluyor. Bu nedenle asgari ücretlinin yaşadığı kaybı doğrudan vergi yüküyle açıklamak doğru değildir. Asgari ücretlinin temel sorunu, yüksek enflasyon nedeniyle satın alma gücünün azalmasıdır.

Buna karşılık asgari ücretin üzerinde gelir elde eden çalışanlar açısından tablo daha farklıdır. Bu çalışanlar hem enflasyonun yarattığı reel gelir kaybıyla karşılaşmakta hem de yıl içinde vergi dilimlerinin etkisiyle daha yüksek kesintiler yaşayabilmektedir. Yani ücretlilerin yaşadığı sorunların kaynakları farklılaşsa da sonuç aynıdır: Çalışanların gelirleri hayat pahalılığı karşısında korunamamaktadır.

ASIL TARTIŞILMASI GEREKEN KONU

Türkiye’de ücret tartışmaları çoğu zaman zam oranları üzerinden yürütülüyor. Oysa asıl sorulması gereken soru şudur: Bir ülkede enflasyon yüksekken çalışanların gelirini koruyacak mekanizma nasıl kurulacaktır? Çünkü yüzde kaç zam yapıldığı tek başına yeterli değildir. Önemli olan yapılan artışın yıl boyunca çalışanı koruyup korumadığıdır. Eğer çalışan yılın başında aldığı ücretle yılın sonunda daha az mal ve hizmet alabiliyorsa, burada sadece bir ücret artışı değil, aynı zamanda bir gelir kaybı vardır.

EMEĞİN DEĞERİ NASIL KORUNACAK

Çalışma hayatının temel meselelerinden biri artık yalnızca ücretlerin artırılması değildir. Ücretlerin enflasyon karşısında korunması da aynı derecede önemlidir. Çünkü çalışan açısından önemli olan bordroda yazan rakam değil, o rakamın hayat karşısındaki gerçek değeridir. Bugün milyonlarca çalışan daha fazla kazanmak için değil, sahip olduğu geliri koruyabilmek için mücadele ediyor. Ücretler yılda bir kez belirlenip kaderine mi bırakılacak, yoksa yüksek enflasyon dönemlerinde çalışanı koruyacak kalıcı bir mekanizma mı kurulacak? Çünkü emeğin karşılığı sadece ücretin miktarıyla değil, o ücretin ne kadar süreyle değerini koruyabildiğiyle ölçülür.

(Kaynak: Birgün Gazetesi 07 Temmuz 2026)


SGK’dan Aylık Alanlara Prim Borcu Kesintisi: Uygulama Esasları ve Somut Örnekler
Kıdem Tazminatı Tavanı Yükseldi: 2026 Yılının İkinci Yarısı İçin Yeni Rakamlar
Kıdem tazminatına hak kazanmayan işçiye ödeme yapılabilir mi?

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski