Son günlerde yazılı ve görsel basında çıraklık ve staj mağdurlarını yakından ilgilendiren bir Yargıtay kararı yeniden gündeme geldi. Haberlerde kararın, çıraklık döneminin sigortalılık başlangıcı kabul edilmesinin önünü açtığı, mağdurlar açısından yeni bir dönem başladığı ve kararın emeklilik hesapları bakımından önemli sonuçlar doğurabileceği yönünde değerlendirmeler yapıldı.
Yıllardır çözüm bekleyen çıraklık ve staj mağdurları açısından böyle bir haberin büyük ilgi görmesi anlaşılabilir. Ancak konunun hukuki boyutuna bakıldığında, yeniden gündeme getirilen kararın ne yeni bir karar olduğu ne de çıraklık ve staj dönemlerinin genel olarak sigortalılık başlangıcı kabul edildiği sonucunu doğurduğu görülüyor.
Önce sorunun kendisini hatırlamak gerekiyor.
Çıraklar ve stajyerler çalışma hayatıyla oldukça genç yaşlarda tanışan kişiler. Mesleki eğitimlerinin bir parçası olarak işyerlerinde bulunuyor, uygulamalı eğitim görüyor ve çalışma ortamında meslek öğreniyorlar. Bu dönemlerde SGK ile de tanışıyorlar. İşe giriş bildirgeleri düzenlenebiliyor, sigorta kayıtları oluşturulabiliyor ve kişilere sigorta sicil numarası verilebiliyor.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor. Çıraklık ve staj dönemlerinde yapılan sigorta bildirimleri, uzun vadeli sigorta kolları bakımından normal bir sigortalılık başlangıcı sonucunu doğurmuyor. Dolayısıyla yıllar sonra emeklilik hesabı yapan kişi, geçmişte SGK kaydı bulunmasına rağmen bu tarihin sigortalılık başlangıcı olarak kabul edilmediğini görüyor.
Mağduriyet tartışmasının temelinde de bu durum bulunuyor.
Kişiler doğal olarak “SGK'ya girişim yapılmış, sigorta numaram verilmiş, işe giriş bildirgem düzenlenmiş; o halde neden bu tarih sigortalılık başlangıcım sayılmıyor?” diye soruyor. Özellikle emeklilik açısından ilk sigortalılık tarihinin büyük önem taşıdığı durumlarda, birkaç yıllık bir farkın kişinin emeklilik hakkını doğrudan etkileyebilmesi sorunu daha da büyütüyor.
EYT düzenlemesi sonrasında ise tartışma çok daha geniş bir toplumsal mesele haline geldi. 8 Eylül 1999 tarihinin emeklilik bakımından kritik bir eşik olması, bu tarihten önce çıraklık veya staj nedeniyle SGK kaydı bulunan ancak bu dönemleri uzun vadeli sigorta başlangıcı kabul edilmeyen kişilerin “Benim de bu tarihten önce SGK kaydım vardı, neden başlangıcım kabul edilmiyor?” sorusunu daha yüksek sesle sormasına yol açtı.
Böylece çıraklık ve staj dönemlerinin sigortalılık başlangıcı kabul edilmesi talebi yıllardır devam eden örgütlü bir hak arayışına dönüştü. Bu talepler arasında yalnızca başlangıç tarihinin kabul edilmesi değil, geçmiş dönemler için borçlanma hakkı verilmesi gibi alternatif çözüm önerileri de bulunuyor.
Meselenin Meclis gündeminde de karşılığı var. Örneğin 5 Mayıs 2025 tarihinde TBMM'ye sunulan 2/3086 esas numaralı kanun teklifinde çırak, bursiyer ve stajyer öğrenci olarak çalışılan süreler için borçlanma hakkı verilmesi ve sigortalılık başlangıç tarihinin çıraklık, staj ve eğitim sürelerinin başlangıç tarihi olarak esas alınması öneriliyor. Teklifin mevcut durumu ise komisyon aşamasında. Bunun yanında 2025 yılında aynı konuda farklı içeriklere sahip başka kanun teklifleri de TBMM'ye sunulmuş durumda.
Dolayısıyla burada gerçek bir toplumsal talep ve yıllardır devam eden bir mağduriyet tartışması var. Tam da bu nedenle, bu insanların beklentilerini ilgilendiren yargı kararlarının kapsamının doğru anlaşılması büyük önem taşıyor.
Yeniden gündeme gelen Yargıtay kararı
Son günlerde haber konusu yapılan kararın künyesi şöyle:
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
Esas No: 2024/6211
Karar No: 2024/6406
Karar Tarihi: 5 Haziran 2024
Dolayısıyla ilk dikkat edilmesi gereken nokta, kararın yeni olmaması. 5 Haziran 2024 tarihli karar, yaklaşık iki yıl sonra yeniden gündeme taşınıyor.
Kararın konusu ise doğrudan “bütün çıraklık ve staj dönemlerinin sigortalılık başlangıcı kabul edilmesi” değil. Dava, 15 Ekim 1993 tarihinde çıraklık eğitimi için işe başlayan kişinin bu tarihin sigortalılık başlangıcı olarak tespit edilmesi talebiyle açılmış bir sigorta başlangıcının tespiti davası.
Davacı, 15 Ekim 1993 tarihindeki çıraklık başlangıcının sigortalılık başlangıcı olarak kabul edilmesini ve buna bağlı olarak yaşlılık aylığı bağlanmasını talep ediyor. İlk derece mahkemesi davayı reddediyor. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi de istinaf başvurusunu esastan reddediyor. Bunun üzerine dosya Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin önüne geliyor.
Yargıtay'ın burada verdiği kararın niteliği son derece önemli.
Daire, “çıraklık başlangıcı sigortalılık başlangıcıdır” diyerek davacının talebini kabul etmiyor. İlk derece mahkemesi ile bölge adliye mahkemesinin kararlarını, dosyada gerekli araştırmanın yapılmadığı gerekçesiyle bozuyor.
Başka bir ifadeyle Yargıtay, nihai olarak davacının 15 Ekim 1993 tarihini sigortalılık başlangıcı olarak kabul etmiş değil.
Yargıtay'ın asıl üzerinde durduğu konu ne?
Kararın hukuki açıdan önemli bölümü burada ortaya çıkıyor.
Yargıtay, bir kişinin kayıtlar üzerinde “çırak” olarak görünmesinin tek başına yeterli olmadığını söylüyor. Öncelikle kişinin işyerindeki gerçek çalışma ilişkisinin ortaya konulması gerekiyor.
Çıraklık ilişkisinin temel amacı, kişiye bir meslek ve sanat öğretmek. Bu nedenle çıraklık sözleşmesindeki ilişkinin üstün niteliğinin normal anlamda çalışma değil, meslek ve sanatın öğretilmesi olduğu kabul ediliyor.
Ancak kişi işyerinde üretimle ilgili çalışmalara fiilen katılıyor, yaptığı iş işyerinin normal üretiminin bir parçası haline geliyor ve mesleki eğitim ikinci planda kalıyorsa, bu ilişkinin gerçekten çıraklık ilişkisi olup olmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor.
Yargıtay kararında bu ayrım açık biçimde ortaya konuluyor. Daire, çırak olarak gösterilen kişinin üretime yönelik çalışıp çalışmadığının araştırılması gerektiğini; kişinin emeğiyle işyeri ve işverene normal çalışan gibi katkı sağlayıp sağlamadığının belirlenmesinin önem taşıdığını belirtiyor.
Bu nedenle Yargıtay, mahkemeden yalnızca çıraklık sözleşmesine bakarak karar vermemesini istiyor.
Kararda; işyeri tescil bilgilerinin ve 1993 yılı dönem bordrolarının getirtilmesi, davacının söz konusu işyerinde gerçekten çalışıp çalışmadığının belirlenmesi, çalışmışsa hangi işleri yaptığının araştırılması, yaptığı işlerin üretimin bir parçası mı yoksa meslek ve sanat öğreniminin gereği mi olduğunun ortaya konulması isteniyor.
Daha da önemlisi, davacının yaşının yaptığı iş bakımından uygun olup olmadığı, fiziksel ve psikolojik olarak bu işi yapabilecek durumda bulunup bulunmadığı ve söz konusu işi o yaşta öğrenmesinin mümkün olup olmadığı gibi ayrıntıların da araştırılması gerektiği belirtiliyor.
Yargıtay bununla da yetinmiyor. Dönem bordrolarında kayıtlı kişilerin tanık olarak dinlenmesini, bu kişilere ulaşılamaması halinde komşu işyerlerindeki kişilerin ve davacının çalışmasını bilebilecek diğer kişilerin araştırılarak dinlenmesini istiyor. Tanık anlatımları arasında çelişki bulunması halinde bunların da giderilmesini öngörüyor.
Yani kararın özü oldukça açık:
Kişinin kâğıt üzerinde çırak olarak görünmesi tek başına yeterli değildir; gerçek çalışma ilişkisinin niteliği araştırılmalıdır.
Bu, elbette önemli bir hukuki değerlendirmedir.
Peki Yargıtay ne söylemiyor?
Asıl tartışma burada başlıyor.
Söz konusu karar, “Çıraklık sigortası artık herkes için sigortalılık başlangıcıdır” demiyor.
“Staj ve çıraklık mağdurlarının sigortalılık başlangıçları otomatik olarak geriye çekilecektir” demiyor.
“Çıraklık ve staj dönemleri bütün kişiler bakımından uzun vadeli sigorta başlangıcı kabul edilecektir” demiyor.
Ve daha önemlisi, Yargıtay somut davacının 15 Ekim 1993 tarihini kesin olarak sigortalılık başlangıcı kabul etmiş de değil.
Tam tersine, ilk derece mahkemesi kararını bozuyor ve dosyanın eksik araştırmalar tamamlanarak yeniden değerlendirilmesini istiyor. Kararın hüküm bölümünde de bölge adliye mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve ilk derece mahkemesi kararının bozulması açıkça yer alıyor.
Bu nedenle söz konusu karardan bütün çırak ve stajyerler bakımından otomatik bir sigortalılık başlangıcı hakkı çıktığını söylemek mümkün değil.
Buradaki temel ayrımı gözden kaçırmamak gerekiyor:
Çırak olarak gösterilen kişinin gerçekte normal işçi gibi çalıştırılıp çalıştırılmadığının araştırılması başka bir şeydir; çıraklık ve staj dönemlerinin genel olarak sigortalılık başlangıcı kabul edilmesi başka bir şeydir.
Yargıtay'ın kararı birinci meseleyle ilgilidir. Çıraklık ve staj mağdurlarının yıllardır talep ettiği genel düzenleme ise ikinci meseledir.
“Emsal karar” ifadesine de dikkat etmek gerekiyor
Son yıllarda hukuk haberlerinde “emsal karar” ifadesinin oldukça sık kullanıldığı görülüyor. Oysa bir Yargıtay kararının başka davalarda yol gösterici olması ile bütün bir gruba yeni bir sosyal güvenlik hakkı kazandırması aynı şey değil.
Bu karar, özellikle çıraklık ilişkisinin gerçek niteliğinin belirlenmesi bakımından önem taşıyabilir. “Çırak” olarak kaydı bulunan bir kişinin gerçekten meslek eğitimi mi aldığı, yoksa fiilen üretimde çalışan bir işçi mi olduğu konusunda mahkemelerin daha ayrıntılı araştırma yapması gerektiğini ortaya koyuyor.
Ancak bundan, mevzuatın genel olarak değiştiği sonucu çıkmıyor.
Bir başka ifadeyle yargı kararı ile yasa değişikliğini birbirinden ayırmak gerekiyor.
Mahkemeler önlerine gelen somut uyuşmazlıkları mevcut hukuk kuralları çerçevesinde değerlendirir. Bütün çırak ve stajyerleri kapsayacak şekilde yeni bir sosyal güvenlik hakkının tanınması ise yasa koyucunun yapacağı düzenlemeyi gerektirir.
“Emeklilik başlangıcı” değil, “sigortalılık başlangıcı”
Bu tartışmada bir kavramın da doğru kullanılmasında yarar var.
Konu “emeklilik başlangıcı” değildir. Doğru ifade “sigortalılık başlangıcı” veya somut bağlama göre “sigortalılık süresinin başlangıcı”dır.
Çünkü tartışılan kişinin emekliliğinin başladığı tarih değil, hangi tarihin ilk sigortalılık tarihi olarak kabul edileceğidir. Bu tarihin belirlenmesi ise kişinin tabi olduğu emeklilik koşullarını ve sigortalılık süresini doğrudan etkileyebilir.
Bu nedenle çalışma hayatı ve sosyal güvenlik haberlerinde kavramların doğru kullanılması, konunun kamuoyuna doğru aktarılması açısından önemlidir.
Genel çözümün adresi neresi?
Çıraklık ve staj mağdurlarının beklediği düzenleme, yalnızca bir kişinin gerçek çalışma ilişkisinin mahkeme tarafından belirlenmesinden çok daha kapsamlı.
Eğer talep; çıraklık ve staj dönemlerinin genel olarak sigortalılık başlangıcı kabul edilmesi, bu dönemlerin borçlanılabilmesi ve bundan yararlanacak kişilerin açık biçimde belirlenmesi ise bunun mevcut bir Yargıtay kararıyla kendiliğinden gerçekleşmesi mümkün değil.
Bunun için açık bir yasal düzenleme gerekiyor.
TBMM kayıtları da konunun halen yasama gündeminde bulunduğunu gösteriyor. 5 Mayıs 2025 tarihli 2/3086 esas numaralı teklif, çırak, bursiyer ve stajyer öğrenci olarak çalışılan süreler için borçlanma hakkı verilmesini ve sigortalılık başlangıç tarihinin bu dönemlerin başlangıcı olarak esas alınmasını öngörüyor. 17 Temmuz 2025 tarihli 2/3219 esas numaralı başka bir teklif ise çırak, bursiyer, kursiyer ve stajyerlerin uzun vadeli sigorta kolları açısından sigortalı kabul edilmesini, bu sürelerin sigorta başlangıcı sayılmasını ve borçlanma imkânı sağlanmasını amaçlıyor. Her iki teklif de komisyonda bulunuyor.
25 Temmuz 2025 tarihli 2/3236 esas numaralı başka bir teklif de çıraklık eğitimi alanların sigorta girişlerinin uzun vadeli sigorta kolları kapsamında değerlendirilmesini, geçmiş dönemlerin borçlanılabilmesini ve emeklilik hesabında dikkate alınmasını amaçlıyor. Bu teklif de komisyonda.
Dolayısıyla konu yalnızca yargı kararlarından ibaret değil. Çıraklık ve staj mağduriyetinin genel çözümü konusunda TBMM'ye taşınmış somut yasa önerileri bulunuyor.
Sonuç:
Çıraklık ve staj mağdurlarının yıllardır devam eden hak arayışını, tek bir Yargıtay kararının yarattığı gündemden bağımsız olarak değerlendirmek gerekiyor. Burada gerçek bir toplumsal talep var ve bu talebin nasıl çözüleceği ayrı bir sosyal güvenlik ve yasama tartışması.
5 Haziran 2024 tarihli Yargıtay 10. Hukuk Dairesi kararı ise bu tartışmanın önemli ancak sınırlı bir parçası. Karar, çırak olarak gösterilen kişinin gerçekte ne yaptığına bakılması, meslek eğitimi ile fiili üretim arasındaki ayrımın somut delillerle ortaya konulması gerektiğini söylüyor. Fakat bütün çıraklık ve staj dönemlerinin sigortalılık başlangıcı kabul edildiğini söylemiyor.
Bu nedenle kararın yeniden gündeme gelmesini, çıraklık ve staj mağdurlarının beklentileri açısından dikkatle değerlendirmek gerekiyor. Yargıtay'ın somut bir uyuşmazlıkta verdiği karar ile bütün mağdurları kapsayacak genel bir sosyal güvenlik düzenlemesi aynı hukuki sonuç değildir.
Çıraklık ve staj dönemlerinin sigortalılık başlangıcı sayılması yönünde genel bir düzenleme yapılacaksa bunun açık, kapsamı belli ve bütün mağdurlar bakımından uygulanabilir bir kanunla yapılması gerekir. Meclis gündemindeki teklifler de zaten tartışmanın esas olarak bu zeminde yürüdüğünü gösteriyor.
Kısacası, söz konusu Yargıtay kararı önemlidir; ancak çıraklık ve staj mağdurlarının yıllardır beklediği genel çözüm değildir. Kararın gerçek kapsamını doğru anlamak, hem mağdurların beklentilerinin sağlıklı biçimde değerlendirilmesi hem de sosyal güvenlik tartışmasının gerçek zeminde yürütülmesi açısından önem taşıyor.
Yargıtayın Çıraklık ve Stajyerlik kararı aslında ne diyor