Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işverenle devam eden vekâlet ilişkisi bulunan avukatın, aynı işverenle işçi arasındaki uyuşmazlıkta arabulucu olarak görev yapamayacağına hükmetti. Daire çoğunluğuna göre işverenin avukatı olan arabulucunun tarafsızlığı yalnızca şüpheli değil, kesin olarak ortadan kalkmış durumda. İşçinin ve işverenin bu duruma açıkça muvafakat etmiş olması da sonucu değiştirmiyor. Ancak karar oy çokluğuyla verildi ve karşı oyda, 6325 sayılı Kanun'un taraflara bilgilendirme sonrasında arabulucunun göreve devam etmesine izin verdiği savunuldu.
Kararın künyesi:Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No: 2025/5177
Karar No: 2025/6092
Karar Tarihi: 09.09.2025
Karar: Oy çokluğuyla onama
Kararın ilk derece mahkemesi dosyası … 11. İş Mahkemesi, 2024/212 Esas, 2025/12 Karar; bölge adliye mahkemesi dosyası ise … Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi, 2025/678 Esas, 2025/701 Karar olarak yer alıyor. Karar 9 Eylül 2025 tarihinde oy çokluğuyla verilmiş.
Dava nasıl ortaya çıktı?
Uyuşmazlığın temelinde, işçinin işverenle yaptığı ihtiyari arabuluculuk anlaşmasının geçerli olup olmadığı bulunuyor.
Davacı işçi, davalı işveren bünyesinde 8 Eylül 2017-21 Eylül 2020 tarihleri arasında çalıştı. İşçi, iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız şekilde ve bildirim yapılmadan sona erdirildiğini ileri sürerek işçilik alacaklarının tahsili amacıyla dava açtı.
Bu dava sırasında işveren tarafı, taraflar arasında daha önce düzenlenmiş bir ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesini ileri sürdü.
İşçi ise böyle bir anlaşmadan haberdar olmadığını, işten çıkarıldığı sırada bazı belgelerin kendisine içeriği okutulmadan ve baskı altında imzalatıldığını, arabuluculuk görüşmesinin usulüne uygun yapılmadığını savundu. İşçi ayrıca arabulucu ile yüz yüze görüşmediğini, tutanakları okumadan imzaladığını ve kendisine tutanak örneğinin verilmediğini ileri sürdü.
Davanın en kritik noktası ise başka bir iddiaydı: Arabuluculuk görüşmesini yapan avukat aynı zamanda davalı işverenin avukatıydı.
Üstelik arabulucunun işverenle vekâlet ilişkisi arabuluculuk konusu uyuşmazlıkla sınırlı değildi; işverenin başka davalarında da avukat olarak görev yapıyordu. Bu durum arabuluculuk tutanağında taraflara açıklanmış, taraflar da buna rağmen söz konusu kişinin arabulucu olarak görev yapmasına muvafakat etmişti.
İlk derece mahkemesi ne yaptı?
İlk derece mahkemesi, davacının iddialarını ispatlayamadığı gerekçesiyle davayı reddetti.
Bunun üzerine dosya bölge adliye mahkemesine taşındı.
Bölge adliye mahkemesi ise ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak davayı kabul etti. Mahkeme, somut olayda taraflar arasında gerçek anlamda bir uyuşmazlığın çözümüne yönelik usulüne uygun bir müzakere ortamı oluşturulmadığı ve arabuluculuk sürecinin usulüne uygun yürütülmediği sonucuna ulaştı.
Bu karar işveren tarafından temyiz edildi ve dosya Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin önüne geldi.
Yargıtay'ın önündeki temel sorun neydi?
Yargıtay'ın çözmesi gereken temel hukuki sorun şuydu:
Bir arabulucu, taraflardan birinin halen avukatlığını yapıyorsa, diğer tarafın da bu durumu bilerek ve açıkça kabul etmesi halinde arabuluculuk yapabilir mi?
Bu soru, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun özellikle 9. maddesi bakımından önem taşıyor.
Kanunun 9. maddesinin birinci fıkrası arabulucunun görevini özenle, tarafsız biçimde ve şahsen yerine getirmesini öngörüyor.
İkinci fıkrada ise arabulucunun tarafsızlığından şüphe edilmesini gerektirecek önemli bir hal veya şart varsa tarafları bilgilendirmesi gerektiği, bu açıklamaya rağmen tarafların birlikte talep etmesi halinde arabulucunun görevi üstlenebileceği veya sürdürabileceği düzenleniyor.
Üçüncü fıkra arabulucunun taraflar arasındaki eşitliği gözetmesini, dördüncü fıkra ise arabulucunun görev yaptığı uyuşmazlıkla ilgili daha sonra taraflardan birinin avukatı olarak görev üstlenememesini düzenliyor.
İşte Yargıtay çoğunluğu ile karşı oy arasındaki temel görüş ayrılığı da tam bu noktada ortaya çıkıyor.
Yargıtay çoğunluğu: “Tarafsızlık kesin olarak ortadan kalkmıştır”
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi çoğunluğu, arabulucunun işverenin halen avukatı olmasının basit bir “tarafsızlık şüphesi” olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaştı.
Daireye göre vekilliği devam eden bir avukatın, müvekkilinin menfaatlerini koruma yükümlülüğü bulunuyor. Böyle bir kişinin aynı zamanda arabulucu olarak işçi ile işveren arasındaki müzakereyi yürütmesi, iki farklı ve birbirine zıt yükümlülüğün aynı kişide birleşmesine yol açıyor.
Bu nedenle çoğunluk, arabulucunun tarafsızlığının yalnızca şüpheli hale gelmediğini, kesin olarak ortadan kalktığını kabul etti.
Yargıtay'ın yaklaşımının temelinde şu düşünce bulunuyor: İşverenin avukatı olan kişi, avukat sıfatıyla müvekkilinin çıkarlarını korumak zorunda. Aynı kişinin arabulucu sıfatıyla işçi ve işveren arasında eşit mesafede bulunması beklenemez.
Daire bu nedenle, tarafların arabulucunun işverenin avukatı olduğunu bilmelerine ve bu duruma açıkça muvafakat etmelerine rağmen arabuluculuk sürecinin usulüne uygun hale gelmeyeceğine karar verdi.
“Açık muvafakat” neden yeterli görülmedi?
Kararın belki de en önemli noktası burası.
6325 sayılı Kanun'un 9/2 maddesi normal olarak tarafsızlık konusunda şüphe yaratabilecek durumlarda arabulucunun tarafları bilgilendirmesine ve tarafların bu bilgilendirme sonrasında birlikte talep etmeleri halinde arabulucunun göreve devam etmesine imkan tanıyor.
Somut olayda da arabulucunun işverenin avukatı olduğu taraflara bildirilmiş ve tarafların açık muvafakati alınmıştı.
Buna rağmen Yargıtay çoğunluğu, “muvafakat var, sorun yok” demedi.
Çünkü Daireye göre burada sıradan bir tarafsızlık şüphesinden söz edilmiyor. İşverenin halen avukatı olan kişinin, avukatlık ilişkisinden doğan müvekkilinin menfaatlerini koruma yükümlülüğü devam ediyor.
Bu nedenle tarafların açık muvafakati dahi arabulucunun tarafsızlığını sağlayamaz.
Yargıtay'ın kararındaki temel yaklaşım özetle şu:
Vekilliği devam eden arabulucunun tarafsız olamayacağı şüpheli değil, kesindir.
Bu nedenle arabuluculuk görüşmesinin usulüne uygun yürütülmediği kabul edildi.
Bir başka önemli sonuç: Bir yıllık süre de uygulanmadı
Kararın işçiler açısından önemli sonuçlarından biri de burada ortaya çıkıyor.
İşçi, arabuluculuk anlaşmasının iradesinin fesada uğratılması, hile veya baskı altında imza attırılması gibi nedenlerle geçersiz olduğunu ileri sürmüştü.
Normal olarak irade fesadı iddialarında belirli sürelerin geçirilip geçirilmediği önem taşıyor.
Ancak Yargıtay çoğunluğu somut olayda sorunu yalnızca “işçinin iradesi gerçekten sakatlanmış mı?” sorusuyla sınırlı görmedi.
Daireye göre arabuluculuk süreci zaten usulüne uygun yürütülmemişti.
Dolayısıyla arabulucunun tarafsızlığı kesin biçimde ortadan kalkmış olduğundan, bu usulsüzlüğün ileri sürülmesi bakımından irade fesadına ilişkin bir yıllık hak düşürücü sürenin geçip geçmediğinin ayrıca aranmasına gerek bulunmuyor.
Bu ayrım özellikle önemli. Çünkü mesele yalnızca “işçi anlaşmayı baskı altında mı imzaladı?” noktasına indirgenmiyor; arabuluculuk sürecinin baştan itibaren kanunun öngördüğü tarafsızlık koşullarına uygun yürütülüp yürütülmediği de ayrıca değerlendiriliyor.
Yargıtay kararı oybirliğiyle verilmedi
Burada kararın önemli bir başka özelliğine dikkat etmek gerekiyor.
Karar oy çokluğuyla verildi.
Dolayısıyla dosyada çoğunluk görüşünün yanında ciddi bir karşı oy da bulunuyor. Bu karşı oy, kararın hukuki tartışmasını anlamak açısından son derece önemli.
Karşı oy ne diyor?
Karşı oy sahibi üye, 6325 sayılı Kanun'un 9/2 maddesinin tarafsızlık konusunda şüphe doğurabilecek durumları düzenlediğini ve kanun koyucunun bu tür durumlarda izlenecek yöntemi açıkça belirlediğini savunuyor.
Buna göre arabulucu, tarafsızlığı konusunda şüphe yaratabilecek durumu taraflara açıklamışsa ve taraflar da bu açıklamaya rağmen arabulucunun görevine devam etmesini birlikte kabul etmişse, kanundaki şartlar yerine getirilmiş oluyor.
Karşı oyun temel yaklaşımı şu:
Kanun koyucu arabulucunun yasaklı olduğu halleri açıkça düzenlemiş olsaydı, aktif vekâlet ilişkisi bulunan avukatların arabuluculuk yapamayacağını da açıkça yazabilirdi.
Karşı oy sahibi üyeye göre 6325 sayılı Kanun'da böyle açık bir yasak bulunmuyor. Kanun, tarafsızlık konusunda şüphe yaratabilecek durumlarda bilgilendirme ve tarafların muvafakati mekanizmasını öngörüyor. Somut olayda da bu mekanizma işletilmiş durumda. Bu nedenle arabuluculuk görüşmesinin yalnızca bu nedenle geçersiz sayılmaması gerektiği savunuluyor.
İşte kararın hukuki açıdan en dikkat çekici tarafı da burada.
Çoğunluk, aktif vekâlet ilişkisini tarafsızlığı kesin olarak ortadan kaldıran bir durum olarak değerlendiriyor; karşı oy ise kanunun açıkça yasaklamadığı bu durumun, tarafların bilgilendirilmiş muvafakatiyle aşılabileceğini düşünüyor.
Kararın işçi açısından önemi
Karar özellikle işçi-işveren uyuşmazlıklarında arabuluculuk sürecinin tarafsızlığı konusunda önemli bir güvence oluşturuyor.
Çünkü işçi ile işveren arasındaki güç dengesi her zaman eşit değil. İşverenin yanında sürekli hukuki danışmanlık yapan ve onun hukuki menfaatlerini savunan bir avukatın, aynı işverenle işçi arasındaki uyuşmazlıkta tarafsız bir üçüncü kişi olarak görev yapması, işçi açısından ciddi bir güven sorunu yaratabilir.
Nitekim kararın gerekçesinde de işçinin işveren karşısındaki ekonomik ve sosyal bakımdan daha zayıf konumu dikkate alınıyor. Arabuluculukta tarafların eşit haklara sahip olması ve işçinin kendisini rahatça ifade edebileceği bir müzakere ortamının bulunması gerektiği vurgulanıyor.
Bu nedenle kararın yalnızca “işverenin avukatı arabulucu olamaz” şeklinde okunması eksik olur.
Kararın daha geniş anlamı, arabuluculuğun güvenilirliğinin ve tarafsızlığının korunmasıdır.
Ancak karar her arabuluculuk anlaşmasını geçersiz hale getirmiyor
Burada da önemli bir sınır çizmek gerekiyor.
Yargıtay'ın bu kararı, işverenin herhangi bir avukatının geçmişte işverene hukuki hizmet vermiş olması halinde artık hiçbir iş uyuşmazlığında arabulucu olamayacağı şeklinde genel bir kural koymuyor.
Kararın doğrudan konusu, arabuluculuk sürecinin yürütüldüğü sırada işverenle devam eden vekâlet ilişkisinin bulunması.
Dolayısıyla karar, her türlü geçmiş mesleki ilişkinin otomatik olarak arabuluculuk anlaşmasını geçersiz kıldığı şeklinde yorumlanmamalı.
Aynı şekilde “işverenin avukatı arabulucu olamaz” ifadesi de kararın bağlamı içinde anlaşılmalı. Burada söz konusu olan, uyuşmazlığın tarafı olan işverenin halen vekilliğini sürdüren kişinin aynı işveren ile işçi arasındaki uyuşmazlıkta arabulucu olarak görev yapmasıdır.
Karar neden önemli?
İş uyuşmazlıklarında arabuluculuk artık çalışma hayatının önemli bir parçası. Özellikle işçilik alacakları ve işe iade uyuşmazlıklarında dava açılmadan önce arabuluculuk sürecinden geçilmesi gerekiyor.
Bu nedenle arabulucunun kim olduğu, taraflarla herhangi bir menfaat veya vekâlet ilişkisi bulunup bulunmadığı ve tarafsızlığının gerçekten sağlanıp sağlanmadığı yalnızca teknik bir hukuk tartışması değil.
İşçinin hak arama sürecinin güvenilirliğiyle doğrudan ilgili.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 9 Eylül 2025 tarihli bu kararı da tam bu noktada önem kazanıyor. Daire çoğunluğu, işverenle aktif vekâlet ilişkisi bulunan arabulucunun tarafsızlığının tarafların muvafakatiyle dahi sağlanamayacağı sonucuna ulaşarak arabuluculuk anlaşmasını bu nedenle geçersiz kabul etti ve bölge adliye mahkemesinin kararını onadı. Kararın karşı oyunda ise 6325 sayılı Kanun'un 9/2 maddesindeki bilgilendirme ve muvafakat mekanizmasının yeterli olduğu savunuldu.
Sonuç
Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin bu kararı, iş uyuşmazlıklarında arabulucunun tarafsızlığı açısından önemli bir karar. Özellikle işverenin devam eden vekili olan bir avukatın aynı işveren ile işçi arasındaki uyuşmazlıkta arabulucu olarak görevlendirilmesi halinde, tarafların bu duruma açıkça muvafakat etmiş olmalarının süreci geçerli hale getirmeyeceği kabul ediliyor.
Ancak kararın oy çokluğuyla verildiğini ve karşı oyda farklı bir hukuki yorumun ortaya konulduğunu da unutmamak gerekiyor. Bu nedenle karar, yalnızca sonucu bakımından değil, 6325 sayılı Kanun'un 9. maddesinin nasıl yorumlanması gerektiği konusunda ortaya koyduğu görüş ayrılığı bakımından da önem taşıyor.
İşçi açısından çıkarılabilecek en önemli sonuç ise şu: Arabuluculuk tutanağının imzalanmış olması tek başına sürecin her koşulda hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. Arabulucunun tarafsızlığı, taraflar arasındaki eşitlik ve müzakerenin usulüne uygun yürütülüp yürütülmediği de gerektiğinde yargısal denetime konu olabilir.
Not: Bu karar 9 Eylül 2025 tarihli; dolayısıyla bugün itibarıyla yeni verilmiş bir karar değil. Son dönemde yeniden gündeme gelmesi nedeniyle analiz konusu yapıyoruz. Kararın künyesi ve metnindeki esaslı hususlar birden fazla hukuk kaynağı üzerinden karşılaştırılarak kontrol edilmiştir.